top of page
6.jpg

10.11.2020

bülten için.jpg
görsel 2.png

Hop ekibinden Ege Sevinçli ve Beyza Gürdoğan bizlere 2019 Mart ayından beri İstanbul'un farklı semtlerinde kurulan seyyar oyun parkları hakkında bilgi vermek için festivaldeydiler. Hopu hop diye nasıl kurarız? Farklı yaşta çocukların; karton, ip, kumaş gibi çoğu dönüştürülebilir malzemelerle kurulan seyyar parklardı. İlk olarak partner belediyelerle başlayarak kurulan parklar, sonrasında İBB de katkılarıyla büyümeye başladı.Bu seyyar oyun alanları oluşturulmadan önce ekip, oyun kurucu dersleri alıp çocukların oyunlarına müdahale etmeden gözlem yapma gibi öğrenme süreçlerinden geçtiklerinden bahsettiler.

Hop kuruldu Hop Kaldırıldı!

Hop Başladı Hop Bitiyor...

Bir seyyar park kurarken geçilen; alan seçimi, malzeme seçimleri, ne tür oyunlar oynanabileceği, basit temel önlemler gibi aşamaları anlattılar. Gerçekleşen pilot hoplardan bahsedildi ve bu hoplara pilot denmesinin nedeni pandemi sürecinde gerçekleşmiş olmasıydı. Ekiplerinde 17 çaylak 9 yedek ve 9 kaptan üye bulunan hop yeni gönüllü üyelerini bekliyorlar.

Son olarak seyyar parklarda çocuklarla olan deneyimlerini, ailelerin geri dönüşlerini anlatarak ve izleyicilerden gelen soruları cevaplayarak çocuk kuşağı etkinliğini tamamlandı.

görsel 1 (youtube).jpg
Bülten.png
kolaj.png

Koray Aydın, Apostolon Poridis ve Korhan Gümüş  İstanbul Büyükada’da bulunan Avrupa’nın en büyük ahşap yapısı olan Rum Yetimhanesini ve bilinmeyenlerini anlattı. İlk olarak yetimhanenin yapılış amacı, bitiş tarihi, konumu ve mimarı hakkında bilgi veriliyor. Mimarı saray mimarı olarak da bilinen Alexandre Vallaury’dir.

Önce otel olarak tasarlanan bu bina hiç otel olarak kullanılamadı. 61 yıl yetimhane olarak hizmet verdikten sonra 1964’te kapatılan Büyükada’daki Rum yetimhanesinin içi, yılların getirdiği bakımsızlıktan dolayı harabe bir halde. Avrupa kıtasının en büyük ve en görkemli ahşap binası çürümeye yüz tutmuş durumda. Günümüzde korunmasına yönelik bazı planların düşünüldüğü bu yapı yakın zamanda önlem alınmazsa yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Yapının tarihinin, bilinmeyenlerinin, mimari detaylarının ve günümüzdeki                halinin konuşulduğu bu program izleyenler tarafından büyük bir sır perdesinin                              aralanmasını sağladı.

‘’Ortodoks yetimhanesine islamcı bir padişahın finanse etmesi, maddi ve manevi yatırım yapması günümüzde anlayamayacağımız bir paradigma farklılaşmasıdır.’’

Rum yetimhanesinin geçmişte otel olarak inşa edilip daha sonrasında yetimhaneye çevrilirken yaşanan paradigma kayması ele alınırken aynı zamanda günümüz paradigması içinde bu yetimhane binasına nasıl işlev kazandırılabileceği, gelecek paradigmasındaki yeri tartışıldı. Binanın zaman içinde değişen konuklarından, neden boşaltığından ve yapının taşıyıcı sisteminden bahsedildi.  Ayrıca Rum yetimhanesinin devam eden rölöve projelerinin 6-7 ay içerisinde biteceği müjdesi verildi.

 Daha sonrasında yetimhane çevresini; yapı üstündeki detayları anlattıkları ufak bir geziye çıkıldı. Yapının zamanın Fransız mimarının elinden çıkmasına rağmen üzerinde bulunan Osmanlı mimarisi detaylarına dikkat çekildi. Ayrıca zamanın diğer ahşap yapılarının yanında çok daha yalın bir mimari uygulandığından da söz edildi. Yapının içerisine giren ekip balo salonu ve mutfak gibi günümüze kadar korunabilmiş bölümlerini izleyicilere aktararak sunuma son verildi.

Rum Yetimhanesi

Z1

Z2

Z3

Z4

Z7

Z6

Z5

uyum atölyesi kolaj.jpg

Uyumla Çatışmalar Kavrayışlar Arasında Meydan

Uyumlar, çatışmalar, kavrayışlar arasında meydan atölyesi sunumları saat 15.00'da online sürecin değerlendirilmesiyle başladı. Festival İstanbul'da yüz yüze olsaydı bir sürü kişinin katılamayacağına değinen Yeşim Hatırlı, online sürecin bu anlamdaki avantajlarından bahsetti. 24 saatlik atölye özelinde de konuşan Yeşim hatırlı "1 günlük beyin fırtınası yapmak , meydan üzerine düşünmek , bir şeyler üretmek kıymetliydi." dedi. Atölyenin ilk günü kazananlara küçük ödüller vereceklerini söylediklerini hatırlatan Ervin Garip , "Eğer sunuma çıkıp yürütücü ekiple görüntülü olarak tanışmazsanız hediye vermeyeceğiz." diye espri yaptı. Online süreci de yorumlayan Ervin Garip eylemler ve mekanlar arasında hiyerarşi kurulduğundan, bu ilişkinin bir paket olarak geldiğinden, eylem, mekan, kişi ilişkisinden bahsetti.

Online dönemde alışılagelmiş eğitim sisteminin alt katmanları değiştiği için mekanlar

değişiyor diyen Ervin Garip , sürecin bir organizmaya dönüşüp farklı şeyler tanımladığını , bu durumun da sistemi

olumlu yönde sarstığını söyleyip , bu tür alternatif ilişkilerin gelişmesi eğitim perspektifini açıyor , bu anlamda katılan

tüm arkadaşlara teşekkür ederim dedi. Ebru Erdönmez sözü alıp "Tartışma ortamı yaratmak temel hedefimiz amacımızdı, sonuç odaklı bir beklentimiz yoktu. Tabiki jüri olarak bir değerlendirme yaptık ama bu süreçten çok keyif aldım." dedi. 24 saat meselesini de çok heyecanlı buldum kendi adıma diye ekleyen Ebru Erdönmez , tekrarını yapmak isterim diye de ekledi. "Yan yana geldiğimiz 24 saati beraber geçirdiğimiz bir ortam olsaydı bambaşka sonuçlar olabilirdi." diyerek sözü alan Tülin Görgülü , organizasyonu gerçekleştiren ekibe çok teşekkür edip , sürecin kusursuz yönetildiğini belirtip sözü Serhat Ulubay'a bıraktı. Ben kendi atölyemiz dışında toplantılara katılmaya özen gösterdim diyen Serhat Ulubay , dijital biraraya gelme meselesinin veriminden bahsedip konuyu atölyeye bağlayarak "Bu ortam neredeyse dijital bir meydana dönüştü... Bu anlamda herkese teşekkür ediyorum." dedi. Bu konuşmaların ardından sahne katılımcılara kaldı. Tek tek sunumlarını yapan katılımcılar kısıtlı zaman olduğu için zorlandıklarını belirttiler.

muhayyel kentler atlası1.jpg
muhayyel kentler atlası2.jpg

​​Siber Flaneurler Kendi Ütopyalarında

Katılımcıların kendi ütopyalarındaki şehri kurguladığı, haritalarda gezindiği, adeta bir siber flaneur gibi online üzerinden şehirleri dolaşıp veri topladığı nefesleri durduran ütopik koşuşturmacanın sonuna gelindi. Yürütücüler sunumlarına kendilerini canlı yayında izleyicilere tanıtmakla başladılar. Atölye sürecinden ve online üzerinde izleyicilerin göremediği ciddi bir tartışma ortamının geçtiğinden bahsedildi.  Atölyenin ilk günü sorulan sorulardan en çok verilen cevaplardan öne çıkan 4 tanesi katılımcıların oluşturacakları kent hikayesinde kullanılmak üzere seçilmişti. Bu kelimeler çeşitli kombinasyonlarla birleşerek o kelimelerin hangi şehre denk geldiğini katılımcılar belirleyip tablolara işlediler.

“Zıtlığı ele alan tarihselliği ele alan bir grup, zaman ve kültürün kaybolmasını işleyenler, yersizler için bir yer tasarlayanlar, uzay boşluğunda dağılmış, daha soyut düşünenler, insan ihtiyaçlarından yola çıkanlar,  zaman katmanlaşmasından yola çıkanlar.... Hepsi aynı bağlamdan yola çıksalar da farklı sonuçlar elde etmeleriyle sabit paradigmayı kaydırmış oldular.”

Bu kadar fazla paradigmanın kaymasına dayanamayan sistemimiz arada öğrencileri sabote etmeye çalışsa da kimse kentsel ölçekte paradigma kaymasına engel olamadı!

uçurtma bülten.png

   Bugün ince ayrıntılar dahil olmak üzere işlenen ve süreci çok hoş şekilde yansıtan Miro tablosu incelendi. Miro tablosunda sürece dair bol bol uçurtma çizimleri, görselleri, videoları, gifleri bulunuyor.

    Yuvacan Atmaca Mesafeli/siz Uçurt/ma atölyesi hakkında şu sözleri dile getirdi ;

" Pandemi sürecinde gökyüzünde kendi uçurtmamızı değil başkalarının uçurtmasını da gördük, bu şekilde ortak gökyüzü düşüncesine gittik ve atölyemize işledik."

"Miroda bir Board'umuz var ve aynı şekilde bir blogumuz var. Sürecimizi ve ürünlerimizi bu panellere işledik. Bu boardlar bizim ortak gökyüzümüz oldu. Bugün geldiğimiz noktada sunum yapmaktan ziyade paylaştığımız fikirleri göstererek konuşacağız."

    Atölye hakkında fikirlerini dile getiren Sidar Alışık sürecin kendi yansımasını dile getirdi.

Alışık; "Biz uçurtmaları ve gökyüzümüzü maddi olarak ürettik fakat aynı zamanda bir metafor da oluşturduk, metafor kısmı içimizdeki uçurtmayla ilgili." 

Mesafeli/siz Uçurt/ma

"Uçurtma ve özgürlük"

    Atölye sunumunda bu başlık altında şöyle bir tartışma dile geldi: Sahibinin elinden kopan ve uçan giden uçurtma daha özgür müdür? Yoksa özgürlüğünü mü kaybetmiştir? Tartışma hakkında fikrini dile getiren Yuvacan A. : "Özgürlük sınırları olduğunda tanımlanabilen bir kavram, ipi kopan uçurtma bir süre uçup muhtemelen yere çakılacaktır."

Sidar A : Ben uçurtmanın ipini koparıp gitmesini bir özgürlük olarak düşünüp tanımlıyorum.

Merve Şule Y. : Biz uçurtmayı kesip özgür bıraktığımızı düşünürsek elbet çok yakın zamanda bir elektrik teline veya bir ağaca takılıp tüm özgürlüğünü kaybedecektir.

Abdullah Ö. : Ben uçurtmayı kendileştirdiğim için onun uçup gitmesini istiyorum, uçurtma metaforumdaki uçurtma benim, ve özgürleştiğimi düşlüyorum.

    Atölyenin ilerleyen dakikalarda atölyede üretim yaparak uçurtma üreten katılımcılar uçurtmalarını nasıl uçurduğunu, neler yaşadığını anlatarak kendi deneyimlerini paylaştı.

"Beraber sanal gökyüzünü paylaşmak güzeldi..."

Bu sözlerle son bulan Mesafeli/siz Uçurt/ma atölyesi ardında oluşturulmuş ve yaratılmış yeni fikirler, çalışmalar ve harika bir gökyüzü bıraktı…

Cin Ali Çocuk Bahçesinde

Screenshot_1.png
11.png
Screenshot_13.png

Tarihsel İzler ve Sanal Kentler : İstanbul senaryoları

   Tarihsel İzler ve Sanal Kentler: İstanbul senaryoları atölyesi, bugün hafta içinde 2 gün süren atölyelerinden çıkan sonuç ürünlerini sunmak adına karşımıza tekrar çıktılar. Sunuma başlarken festival ekibine ufak bir teşekkürde bulundular ve ardından ekip üyeleri kendilerinden bahsetti. Yeni bir kolektif olduklarından, nasıl bir araya geldiklerinden ve ortak ilgi alanları doğrultusunda yaptıkları işlerden ve yapmak istedikleri işlerden bahsettiler.

    VR üzerine kurulu bir atölye olmasından mütevellit sanal gerçeklik hakkında derledikleri bilgileri ve sanal gerçeklik-mimarlık ilişkisi hakkında düşüncelerini anlatarak başladıkları sunumlarında günümüz teknolojisinde sanal gerçekliğin yerini, neden bu konuya ilgi duyduklarını ve bu konuda üzerinde yapılan dünya üzerindeki örneklerden bahsettiler.

   Tarihsel İzler Ve Sanal Kentler atölyesi İstanbul’a ait 3 haritadan (Goad Haritası 1906,Pervitich Haritası 1939,Günümüz İstanbul Haritası 2020) bir bölgeyi katılımcılar yardımıyla 3 boyutlu olarak modelledi. Bunun temel amacı bölgenin bu 3 zaman diliminde geçirdiği kentsel dönüşümü sanal gerçeklik ortamında bizlere göstererek deneyimletmek. Tabii ki bu deneyimi yaşarken o bölgeyi modelleyen atölye katılımcılarının bizlere yaşatmak istedikleri duygu ve ruh halleri farklılık gösterdiği için kişiselleşmiş bir İstanbul parçasının içinde buluyoruz kendimizi. Her katılımcının kendi özel senaryosunu gerek atadıkları dokularla gerek atadıkları seslerle okumaya, anlamaya çalışıyoruz. Henüz sonuç ürün tam olarak sunulmasa da gördüğümüz senaryolar arası geçiş ve videodan yaşattığı his beni tatmin etmeye yetti. Elbette sonuç ürünü büyük bir merakla beklediğimi söylemek isterim. Bu ürün umarım Türkiye’de bir çok atölye ve VR üretime kapı aralar.

VR teknolojisi insanı çok kısa sürede etkileyebilen bir teknoloji ve bu alandaki üretimlerin artması bizim mutlak surette kaçırmamamız gereken bir konu. Bu tür atölyelere olan katılımın ve üretimlerin kesinlikle artması gerektiğini düşünüyorum. Umarım İstanbul Mimarlık Festivali ve co-leXer ekibi bunun bir öncüsü olur ve yakın gelecekte daha kapsamlı etkinlikler karşımıza çıkar.

    Co-leXer ekibi, atölye süreci boyunca üretim motivasyonları ve bu konuya olan ilgileriyle göz doldurdu. Sanki bu motivasyonları hiç bitmeyecek gibi bir imaj verdiler, özellikle pandemi koşullarında bir çok zorluğu göze alıp -bu festivaldeki diğer tüm atölyeler gibi- atölye sürecine girişmeleri çok takdir edilesi bir durum olduğunu düşünüyorum.

   Festival ekibine teşekkürlerine ileterek sunumlarına son verdiler. Bu güzel atölyeyi bizlere kazandırdıkları için ben de ekibim adına kendilerine çok teşekkür ederim.

dedektifimsiii.jpg

Günlük Hayat Dedektifleri Bürosu,2006 yılında araştırma projesi olarak kentsel araştırma pratiğini üretim amacıyla süreci oyunlaştırarak ve birtakım kurallarla yaratıcılığı açığa çıkararak bir kent temsili oluşturma pratiği olarak ifade edilebilir.

Kenti olduğu gibi haritalamayı değil, farklı bakış açılarıyla, spesifik bir duruşla değerlendirmek ve sadece harita okur gibi değil,her tarafından okunabilecek görsel bir anlatı oluşturmayı hedefleyen kişilere de günlük hayat dedektifleri deniliyor.

Bu atölyenin katılımcıları ilk aşamada kendilerine ‘‘Ben nasıl bir dedektifim? ’’ sorusunu sorarak kendi dedektif personalarını oluşturdular.Sonraki süreçte içinde bulundukları mekanı oluşturdukları dedektif persona üzerinden deneyimleyip gözlemlediler ve bunların sonucunda oluşacak sergi için çizimlerini tamamladılar. Bugünki sunumda da dedektifler çizimlerinin hikayelerini bizlere aktardılar.Bu üretimleri detaylı incelemek isterseniz kısa sürede yayınlanacak olan sergiye bu adresten ulaşabilirsiniz : http://ghdevdosyasi.mimarizm.com/ 

Günlük Hayat Dedektifleri

bülten için.jpg
görsel 2.jpg
görsel1.png

Ankara’da bulunan Cin Ali Müzesinin Sorumlusu Selma Dölek, çocukların yoğun ilgi gösterdiği bu etkinliğe Cin Ali müzesinden canlı bağlanarak katıldı. Müzede Cin Ali’nin ailesinden ve babası olarak tanıtılan yaratıcısı Rasim Kaygusuz’un yarattığı çocuk oyunlarından bahseden Dölek, daha sonrasında çocuklara “Cin Ali Çocuk Bahçesinde” adlı kitabın animasyonunu izletti.

Selma Dölek çocuklarla yapılan karşılıklı sohbetten sonra üç filin hikayesini anlattı ve bu hikayeye bağlı olarak çocuklardan çıkarım yapmalarını istedi. Bu tarz hikayelerin öneminden bahsedip aslında yaşanılan her şeyin bir hikaye olduğunu, geçmişte var olduğunu bildiğimiz her şeyin hikayelerle bugüne geldiğini anlatan Dölek; çocuklara da çevrelerinde gözlemledikleri her şeyin bir hikayesini yazabileceklerinden ve gördükleri her şeyi kaydedebileceklerinden bahsetti.

Bir Cin Ali şarkısıyla son verilen bu etkinlikte bütün çocuklar şarkıyı hep bir ağızdan söyledi ve hepsi çok eğlendiklerini ifade ettiler.

Pazartesi akşamı atölyesi yapılan bu etkinlik bugün izleyiciler için yayınlandı ve güzel tepkiler aldı.

Küçük Ölçekte Mekansal Keşifler

Küçük ölçekte mekânsal keşifler atölye sunumu oyun kuruculardan Behice Özer, Simla Şanlı eşliğinde başladı. İlk olarak neden oyun kurgulamayı planladıklarından bahsettiler; oyunun herkes için olabilmesi ve uzmanlık gerektirmemesi planlanmıştı. Oyunu dilini kurgulayarak insanların keşif sürecine girip, kaşif ruhuna bürünmeleri hedeflenmişti. Sonrasında oyunu kurgularken referans aldıkları ve esinlendikleri araçlardan bahsedildi.

 

3 gün boyunca oynanan oyunlardan, oyunların içeriklerinden ve kaşiflerin gözlemlerinden bahsedilirken keşfedilen kelimelerden, sorulardan, mekanlardan ve renklerden de bahsetmeyi ihmal etmediler. Küçük ölçekte mekânsal keşifler oyununu incelemek ve sizde küçük ölçekte mekânsal bir keşif yapmak istiyorsanız https://www.instagram.com/kucukolcektekesifler/?hl=tr adresinden ulaşabilirsiniz. Oyun ekibine bizi bu güzel keşfe çıkardıkları için teşekkürler.

Lockdown // Karantina Atölye Sunumu

lock down 1.jpg
lockdown2.jpg

   Atölye sonunda oluşturulan/üretilen kavramlar ve haritalamalar bir araya getirildi. Ve sözlük oluşturuldu.

   Mevcut bir kavramın yeniden tasarlanması , zaten olmayan bir kavramın üretilmesi, ikili kavramlardan yeni bir kavram oluşturulması ve Türkçe - İngilizce kavramların bir araya getirilmesi gibi bir çok çeşitli oluşumlarla bir araya gelen bir kavram  dizini oluşturuldu. Üretimleriyle birlikte oluşturulan sözlük süreci, pandemi ile değişen gündelik hayat pratiklerimizi yeniden ele almamıza ve dönüşümü/değişimimizi irdelememizi sağladı. Bu pratiklerimiz içerisinde doğan, büyüyen ve yer edinen bir çok karşılığı olmayan durumlar; katılımcılar sayesinde , bambaşka kavramlara bürünerek sözlüğe girdi.

   Sunumda katılımcıların söz hakkı alarak üretimlerini sözlük üzerinden anlattığı atölye sunumu, Hülya Turgut’un, sözlüğün 3. etabına dair merak uyandırtan sözleri ile son buldu. Sunum sonunda paylaşılan video, aslında süreçlerini özetleyen ve ne kadar zengin bir içeriğe sahip olduklarını gösteren bir video oldu.

Süreç boyunca öğrenci gözüyle takipte olduğum atölye, pandemi dolayısıyla yaşanılan “kapanma” meselelerinin hayat pratiklerimize, kent yaşamına, nasıl yansıdığını görebilmek ve yeniden tanımlamak adına yeni bir bakış açısı kazandırdı. Sözlük üretim sürecini devam ettirerek yeni durumlarla ortaya çıkacak kavramlarla ve haritalamalarla bizi  buluşturan atölye yürütücülerine teşekkürlerimi sunuyorum.

İfadesinin dışına çıkıp yeniden ifade üreten bu kavramları değerlendirmek ve belki de görünmeyen başka kavramların üretimine zemin hazırlayan, atölye yürütücülerinin de Hülya Turgut, Nagehan Açımuz İşbakan ve Sena Serdaroğu olduğu bu üretim sürecini takip edebilmek veya bir parçası olabilmek için “lockdown_workshop” instagram hesabını takip edebilirsiniz.

Emisyonların Gerisinde, Yer Kürenin Ötesinde

Moderatörlüğünü festival boyunca güleç yüzünü pek çok kez gördüğümüz Selçuk Avcı ve Ece Çakır Aidan’ın yaptığı İstanbul Mimarlık Festivali’nin son yabancı dildeki paneli olan ‘‘Deklarasyonların Ötesinde:Yeni Bir Düşük Karbon Mimarisi Anlayışına Doğru’’ etkinliğinin konuğu Peter Clegg oldu.

İngiltere’nin Batı Kıyısında oturan Peter Clegg sözlerine Greta Thunberg’in karbon emisyonunu konusunda büyükleri ve şu anki jenerasyonunu uyarmasını örnekleyerek başladı.

Mimarlar Deklarasyonu Organizasyonuna değinen Peter Clegg ‘krizini seç, çözümünü bul’ oyunu gibi bir şeyin içinde olduğumuzu belirterek; biyolojik çeşitlilik krizi, küresel ısınma krizi, covid 19 krizi olarak seçenekleri üçe ayırdı.

Mimarlar Deklarasyonu, İklim ve biyolojik çeşitlilik konusunda acil farkındalık oluşturmak, bilgi, araştırma ve performans açık kaynak olarak paylaşmak ve mühendisler, bağlantı ve müşteriler ile işbirliği yapmak gibi görevler edinmiştir.

Greta Thunberg’ün mevcut durum konusundaki uyarısına işaret ederek 7’den 70’e herkesin bu konuda uyardığını belirtti. Ayrıca doğanın kendi kendisini yenileyebildiğini Çernobil kaza alanını göstererek örnekledi. Yaptığı ekolojik yapılara da değinen Clegg bu yapılardaki çevre dostu yöntemlerini açıkladı.

 

Ece Çakır’ın “Bu kadar gelişmeyi nasıl yakalıyorsun?” sorusuna genç mimarlar, mühendisler ile çalışarak yakaladığını ve öğrencileri tarafından gaza geldiğini dile getirdi. Türkiye’de de olan (!) inovasyona açık, yeni mezun meslektaşlarında her zaman destek olan ve motivasyonu yüksek bir çalışma ortamı sunan işverenlerin yurtdışında özenildiğini görmek güzel.

Ayrıca deklarasyonların ötesinde buluşmaları ile karbon emisyonu, küresel ısınma ile ilgili bir sürü şeyin kolayca öğrenilebileceğini belirtti. Yaşama sahip olmayan materyal (binalar,park unsurları vs) yaşama sahip olan materyalden (insan,hayvan,bitki vs.) daha fazlalaştı diyerek, geri dönüştürülebilir yapılardan bahsederek sözlerini bitirdi.

deklarasyon.jpg
bottom of page